Tuesday, 29 March 2011

Derken Isabelle ogle uykusundan uyanir. Atesi cok yuksektir. Ve o keyif ucar gider...benim Dunyam yine tepetaklak...

Monday, 28 March 2011

Bahar geldi, yeni bir isim var, planlarim programlarim var,gezmelere de gidicez yakinda, kizim da iki yasina giricek..oh keyif... laylaylom

Thursday, 24 March 2011

Gurur tablosu ve gozu yasli anne no 1

Bu sabah kreste yine duygu dolu anlar yasandi. Hayir bu kez aglamadim ( Not: gecen hafta sen anne beni birakma diye aglayinca ben de salya sumuk agladigim icin butun calisanlara ve diger annelere rezil oldum. Zar zor kendimi disari attiktan sonra biraz oyalanip pencereden iceriyi dikizledim. Sen gule oynaya dolaniyordun ortalarda! Eh Isabelle ne diyim sana. Annene duygusal eziyet etmeye utanmiyorsun hic degil mi! :) Buna ragmen ertesi gun sen yine agladin ve ben de yine gozyaslarima koyverdim. Elimde degil! ( salak miyim neyim) O gun kres muduresi Francis gun boyunca ajanlik edip gizli gizli senin fotograflarini cekmis. Hepsinde de keyfin yerinde masallah! Ve yine yakayi ele verdin kucuk cadi. ) Iste bu yuzden artik aglamiyorum seni okula birakirken.

Bugunku duygu selinin nedeni okul yetkililerinin bana senin yasina gore ne kadar akilli ve yetenekli oldugunu anlatmalariydi. Iste egitim hayatinin ilk gogus kabartan gurur ani buydu( Isabelle 23 aylik). O an kafamda kucuk bir zaman yolculuguna cikip senin Oxford'dan mezun oldugun gune gitmeye yeltendim itiraf ediyorum:) Bu arada Francis senin boya fircalarini ne kadar duzgun tuttugunu ve kendi sumuklerini nasil kendin sildigini anlatiyordu. Bir anne yavrusuyla ancak bu kadar gurur duyabilirdi!

Aman da benim kizim ne kadar akilliymiss, resimlerini nasil da ozene bezene yaparmiss, ogretmenlerini nasil da dinlermiss, her dediklerini yaparmiss... biraz da annesini babasini dinlese ne iyi olurdu aslinda!!!

Friday, 11 March 2011


Baharin gelmesini hic bu kadar sabirsizlikla beklemis miydim bilmiyorum. Nedense bu kis bana cok uzun geldi. Gecen haftasonu aldigim cicek fideleri bahceye ekilmek icin gunesli bir gun bekliyorlar. Yine gecenlerde aldigim Cath Kidston'in cicekli, kirazli desenleriyle bezenmis cantalar ve aksesuarlar, koyu renkli kislik giysilerime hic yakismiyorlar. Az once bahcede sabah kahvemi icerken bu yilin ilk arisinin vizirdayarak, vaktinden once acan ve belki de boylelikle benim bahar hevesine kapilmama neden olan birkac cicege istahla dalmasini izledim. Yukari ciktim ve parka gitmek icin hazirlandim. Simdiyse yagmur basladi. Ama bu sabah Japonya'daki depremle ilgili goruntuleri izledikten sonra Ingiltere'nin dengesiz havasina kizamiyorum bugun. Yine de gidiyoruz parka. Birazdan gunes acar belki kimbilir.

Tuesday, 1 March 2011

Gelgitli anne

Evet dun itibariyle minik kizim okula basladi. Pre-school aslinda. Yani anaokulu. Kendi deyimiyle "koool!":)
Diger bir deyisle Pazartesi, Sali ve Persembe gunleri, 9-12 arasinda, hayatimin anlami yok oldu.

Dun sabah seni okula biraktiktan sonra carsiya indim. Bir kafede oturdum kahve ictim, kek yedim, okuyamadigim haftasonu gazetelerini okudum. Sonra gonullu olarak calismaya basladigim yardim dernegine gittim. Is, guc, muhabbet, cay derken zaman su gibi akip gecti. Bir ara saate baktim nerdeyse 11:30 olmus. O an aklima sen dustun tabi. Bebegimi almam lazim okuldan diyerek bir hisimla ciktim dernekten. Cikarken de ancak giderim canim, daha gidip arabayi alicam, sonra okulun oraya gidicem park edicem falan diye dusunuyorum. Otopark'a gittim, arabayi calistirdim, saat 11:33:) , iki sokak ilerdeki okul otoparkina park ettim, saat 11:35. Hmmm daha 25 dk var eve gidip firini calistiriyim geri geldigimizde hazir olsun hemen yavru kusumun yemegini pisirelim, acikmistir simdi. Eve git, firini calistir, cik, arabaya bin, okula git. saat 11:45. Neyse 10 dk erken alsam nolur ki diye dusunurken pencereden iceri baktim. Butun cocuklar ve gorevliler yerde minderlerin uzerinde oturmuslar, bir kadin hikaye okuyor, herkes onu dinliyor. Derken seni gordum. Kitap okuyan kadinin kucaginda oturuyordun. Biraz kiskandim ne yalan soyliyim. Ama daha cok sasirdim. Sevindim de tabi. Belli ki rahatin iyi orda, mutlusun. Hikaye bitene kadar kapida bekledim, gizlice sizi izledim.
Bugun de seni biraktiktan sonra alisveris yaptim biraz. Salya sumuk hasta oldugum icin eve gelip biraz dinlenmeye karar verdim ve iste bunlari yaziyorum simdi. Bugun kararliyim tam 12 de gelicem seni almaya.
Ayrica su Marlow ne kadar kucucuk bir yer yaa:) Belki de yurumeliyim heryere! Eheueheue:) komik olma mummy...






Saturday, 19 February 2011

excuse to go shoe shopping! heyyooo:)

Looks like you have got your mummy's big clown feet my poor baby:( They have grown two sizes in a few months!


Monday, 14 February 2011

sevgili izzybelly


Yakinda krese basliyorsun. Bugun alistirma turlarinin ikincisini gerceklestirdik. Yorulana kadar oynadin. Arkadas bile edindin hemen. Ordaki teyzelere de iyi davrandin. Gayet mutlu gibisin orda. Haftada uc gun oglene kadar gideceksin simdilik. Ne cabuk buyuyorsun...Annenin koynundan boyle yavas yavas uzaklasacaksin degil mi:( Basbasa gecirdigimiz gunleri ozleyecek misin bilmem. Ben cok ozleyecegimi biliyorum.

Saturday, 12 February 2011

Disturbed

Etrafimda sinema sevmeyen insanlar var. Amaan isim mi yok diyenler. Ya da oylesine izleyip anlamayanlar, uzerine konusmaya bile luzum gormeyenler. Ben sinemaya yanliz gidiyorum artik. Bu zevkimi paylasicak kimsem yok malesef. Eskiden her hafta bir iki film izlerdim, simdi ayda yilda bir. Belki o yuzden cok etkileniyorum her izledigim filmden. Gecenlerde Turkiye'de izledigim bir komedi filminde bile agladim. Kucuk bir sahil kasabasinda geciyordu film. Orda yenilen yemekler, icilen rakilar, soylenen sarkilar, yasanan asklar, arkadasliklar bana hem yakin hem de cok uzakti artik. Beni aglatan buydu. Filmin ismini unuttum simdi.
Bugun soylendigine gore cok iyi bir romandan, cok da guzel uyarlanmis bir film izledim. Adi Never let me go. 12 yas siniri vardi ama ben senin 20 yasindan once izlemeni istemem! Cocukken baslayan ask ne kadar masum, saf. Ne kadar derine batan bir dikendir aslinda. Asil hikaye icin ise su anda tek aklima gelen kelime 'disturbing'. Annenin ici burum burum burkuldu bugun o filmi izlerken. Kitabi okumus olmayi isterdim.
Bundan sonra izleyecegim film Black Swan. Bakalim yine ne mazaret bulucak annen aglamak icin:)

Saturday, 5 February 2011

Quote of the Day

"You will never be happy if you continue to search for what happiness consists of. You will never live if you are looking for the meaning of life."

Saturday, 29 January 2011

Hamur isi

Eskiden ( gencken!), uzuntu ve kizginliklarimdan bol miktarda alkol tuketerek ve gozyaslarimda bogulmaya calisarak kurtulabilecegimi sanirdim. Tecrubelerle kanitlanmistir ki pek de iyi bir yontem degildir. Sabah uyandiginda o seni uzen seyi dusunememenin tek nedeni basindaki dayanilmaz agri ve kusma istegindir. Hele ki yaninda baskalari da varsa, seni uzen sey herneyse uzerine bir de kendini ele gune rezil etmis olmanin utanci eklenir. Kendine kizarsin, alkole lanet edersin, aglamaktan gozlerin siser, burnun tikanir, vs.

Son yillarda kesfettigim, daha dogrusu miras aldigim, yontem ise bu yan etkilerin hicbirini barindirmamakla beraber, birak seni rezil etmeyi cevrenden takdir gormeni bile saglayabilir, ustelik kendinle gurur bile duyabilirsin. Bunu mutlaka denemelisin. Evet acikliyorum, cozum: HAMUR! Hayir oyun hamuru degil. Kek, borek, ekmek, manti, cig borek.... aklina ne gelirse!

Mayali hamur icin, once mayayi ilik sutle karistirip beklet. Kabarciklar cikinca al onu una kat, icine derdini tasani da kat, yogur yogura bildigin kadar. Orta hararetli firinda pisir yarim saat. Bu arada cayini demle, sonra otur afiyetle indir mideye. Annanemin tabiriyle" Ooh dadindan yinmez!

Yeri gelmisken annanemi anlatiyim sana biraz. Benim tonton Anneannem(nam-i diger annane) dunyanin en iyi ahcilarina tas cikartir. Ama hamur islerinde ayri bir ustadir. Yasadiklarina bakinca buna sasmiyorum simdi. Galiba o da derdini tasasini hamurlara katmis yogurmus bunca yildir.
Kapidag'in tepelerinde kucuk bir koyde dogmus annanem. Daha kucucukken annesini kaybetmis. Daha bebek olan kucuk kiz kardesi, abisi ve savasta bir gozunu yitirmis olan babasinin bakimi da hep onun uzerine kalmis. Evlenip kasabaya yerlestiginde biraz rahat yuzu gorebilirmis ama dedemin annesi buna pek de izin vermemis uzun sure. Dedemle annanem birbirlerini cok ama cok sevmisler. Ama ne yazik ki dedem 50 yaslarindayken elveda dedi hayata, annaneme ve bizlere. Ardindan oglunu kaybetti annanem. Daha 30 lu yaslarindaydi dayim. Bana sorarsan dunyanin en buyuk acilarini yasamis olan annanemin sen kahkahalari gozyaslarina karisir hep. Durup dururken yanik sesiyle sarkilar soylemeye, ya da sevdigi bir sarki duydugunda sikir sikir oynamaya baslarsa sasirma.
Kaybettigi onca seye ragmen, hayati sever, yasamin her anindan keyif almaya calisir, gezip tozmayi, yemeyi icmeyi, hemen bir hamur yoguruvermeyi, bizi beslemeyi cok sever ve her yaptiginin icine biraz sevgi, biraz huzun katar. Gulerken altina kacirma dunya rekoru da kendisine aittir ayrica :)

Bence isin sirri hamurda! :)

Sen de annanem gibi hayat dolu ol bebegim. Senin adini o yuzden Ayse koydum. Iste benim canim annanem, tonton Aysem:

Saturday, 22 January 2011

my last day in good old istanbul. my darling istanbul. take care. be safe. i'll be missing you. as always.

Friday, 21 January 2011

arkadaş kazığı yemeye hiç ama hiç alışkın değilim.alışmaya da niyetim yok.hayallerimin yıkılmasına alışkınım.yalnızlığa da.dün çok sevdiğim bir arkadaşim farkında olmadan tam ihtiyacım olan sözleri söyledi. bana eski ben'in ne kadar güçlü ve umut dolu olduğunu hatırlattı. hayatı nasıl kucakladığını. uzun yıllar önce söylediğim o cümleyi hala hatırladığın için çok teşekkür ederim erhan. gerçek bir dostsun.

Çok özledim seni çok çok çok çok !!!!!!!!!!!!!!!!!!!